Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen “Okuma Kültürü Konferans Dizisi I: Okumalar ve Tehlikeli Okumalar” başlıklı etkinlik, okuma eyleminin tarih boyunca kazandığı farklı anlamları ve bu anlamların toplumsal hayattaki yansımalarını ele aldı. Prof. Dr. Şaban Sağlık moderatörlüğünde gerçekleşen programda Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yunus Emre Özsaray ağırlandı.
Açılış konuşmasında Prof. Dr. Şaban Sağlık, Bovarizm’den bahsetti ve ilk bovaristin Don Kişot olduğunu belirtti. Okumanın bir eğitim olduğunu ve her şeyden önce bir süreci ve bir zamanı gerektirdiğini ifade eden Sağlık, “hangi” okumanın yapıldığının önemli olduğunu vurguladı. Okuma sürecinin; okuma, anlama, yorumlama, eleştirme, fikir üretme ve bilgeleşme gibi süreçleri ihtiva ettiğini ifade eden Sağlık, her aşamanın bir öncekini zorunlu kıldığını ortaya koydu. Çok okuyanın çok bilen değil, neyi bilmediğini bilen kişi olduğunu belirten Prof. Dr. Sağlık, sözü Doç. Dr. Özsaray’a bıraktı.
Doç. Dr. Özsaray, konuşmasının başlangıcında matbaanın ortaya çıkışı ile birlikte kitabın ve okuma eyleminin bireyselleşmesi sürecine değindi. Kitabın matbuat yoluyla çoğalmasının hem aile hem de devlet düzeyinde yeni denetim sorularını gündeme getirdiğini; okumanın, bir yandan yaygınlaşırken diğer yandan “kontrol edilmesi gereken” bir faaliyet olarak algılanmasına sebep olduğunu ortaya koydu. Devlet nezdinde sansüre tabi tutulan eserlerin aynı dönemde yoğun biçimde basılmasını, okuma kültürünün değişen dinamikleri açısından dikkat çekici bir çelişki olarak değerlendirildi.
Programda, okuma ve dinleme arasındaki toplumsal fark üzerinde de duruldu. Okumanın bireyi yalnızlaştıran, kapalı bir alana çeken niteliği; dinlemenin ise cemaat oluşturan kolektif yönü, farklı tarihsel dönemlerde okuma faaliyetinin neden temkinle karşılandığını açıklayan unsurlar arasında gösterildi. Kişinin eline kitap alarak topluluktan ayrılmasının, kimi dönemlerde “tehlikeli” ve “tekinsiz” bir davranış olarak değerlendirildiğini vurguladı. Bu durumun, bilginin bireysel bir edinim sürecine dönüşmesine sebep olduğu ve büyük bir geleneğin böylelikle ortadan kalktığı belirtildi. Tüm bu sürecin Türk Edebiyatı’na da yansıdığı, roman okuma eylemine karşı tepkisel yaklaşımların anlatılar içerisinde su yüzüne çıktığı ortaya kondu.
Bu bağlamda konuşmada edebî metinler üzerinden çeşitli örnekler de ele alındı. Ömer Seyfettin’in Bahar ve Kelebekler öyküsü, kitap okumanın aile içi otorite tarafından nasıl kuşku uyandırabildiğini gösteren metinlerden biri olarak vurgulandı. Ayrıca halk hikâyeleri, kanon tartışmaları ve Nurullah Ataç’ın merkezî bir edebiyat anlayışı oluşturma çabaları, okuma yönelimlerinin kültürel zihniyetle nasıl değiştiğini ortaya koyan başlıklar arasında yer aldı. Program sonunda hem okuma hem de dinleme temelli bir bilgi edinme sürecinin önemine vurgu yapıldı.
Program, katılımcıların soruları, değerlendirmeleri ve katkılarıyla zenginleşerek sona erdi.